Daniil Kharms, Kelimelere İhtiyacın Yok

Sovyetler Birliği döneminde birçok kişi tarafından çocuk şairi olarak tanınan Daniil Kharms, aslında absürd edebiyatın en önemli temsilcilerindendir. Tarzında, düzensizlik hakimiyeti, örtülü lirikler üzerinde ters hareket eden karakterlerinin rüya içinde gezinen absürd halleri, ancak bir delinin mentalitesinde yatacak kadar gerçekdışılık gösterir. Kharms’ın, Sovyet sansürünün gölgesinde geçen yaşamı, yazım dünyası gibi olağanüstüdür. Daniil Kharms, Sovyet ideolojisiyle fikir ayrılığına düşmesi nedeniyle hain ilan edilmiş, Almanya’nın Polonya’ya saldırmasıyla seferberlik sürecinde asker olarak görev alacağından, çözümü akıl hastası rolü yapmakta bulmuştu. Bu konuda profesyonelleşmek üzere psikopatoloji üzerine araştırmalar yapmıştı. Suçlamalardan kurtulmak için kendine diktiği akıl hastalığı etiketiyle, açlıktan kendini korumuş, büyük idarecileri buna inandırmış, hatta hastalığı ona akıl sağlığına kavuşuncaya dek düzenli aralıklarla ödenecek ihtiyaç yardımı olarak dönüş yapmıştı.Vasileostrovsky Bölgesi’nde bulunan akıl hastalıkları hastanesinde yatan Kharms’a şizofreni teşhisi koyulmuştu. Doktorlar, taburcu edilmeden önceki sorgu sürecinde: kafasına bandaj sarılmadığı taktirde sanrılarının ortaya çıkardığı fikirlerini açık seçik ortaya koyduğunu söyledi. Korku dolu bakışlarını insanların önünde gösteriyor, takıntılı davranarak, söylenenleri tekrar ediyordu. İnandırıcılığıyla iyileşmeden taburcu edilen Kharms’ın hastalığı, onun için sihirli bir değnek görevini görmeye başlamış, onu, “beyaz bilet” sahibi yapmıştı. Böylelikle askerlikten tekrar ve tekrar yırtmıştı. Süren savaşlar boyunca Kharms’ın duygu durumu kötü ve karamsardı. Sonunun geldiğine inanıyordu. İlk bombanın evine düşeceğinden emindi ki Mayakovski caddesinde bulunan evine gerçekten de o bomba düşmüştü. Fakat Daniil Kharms, orada değildi. Şairin son serüveni üzerine birçok efsane bulunmakta. Bunlardan biri, sıradan bir gün, terlikleriyle tütün almaya gitmek üzere dairesinden çıktığında rejim güçlerinin onu sovyet karşıtı propaganda suçlamasıyla yakalandığı üzerine. Dairesine geri dönmediği için de ona ne olduğu hakkında kimsenin bir fikri yok. Sovyet karşıtı söylemleri sebebiyle suçlamalar karşısında hastalığının da bir önemi kalmayan Kharms’ın yaşamı, cezaevinin akıl hastanesinde açlık içinde son buldu.

2014 yılında Osman Çakmakçı tarafından İngilizce’den çevirilen Daniil Kharms’ın öyküleri derlemesi; “Ufak Tefek Olaylar” adıyla yayımlanan kitap için bkz.:
Kharms, D., Ufak Tefek Olaylar, 2014: Encore Yayınları

Kharms’ın henüz çevrilmemiş birkaç şiirini de Rusça’dan Türkçe’ye çevirmeyi deniyorum. Kharms’a ve şiirlerine göstereceğim eğilim süresince başlığın sürekli güncellenecek olması muhtemel.

______________________________________________________________________________

Я долго думал об орлах
и понял многое:
орлы летают в облаках,
летают никого не трогая.
Я понял, что живут орлы на скалах и в горах
и дружат с водяными духами.
Я долго думал об орлах,
но спутал, кажется, их с мухами.
15 Марта 1939 года

Uzun zamandır düşünüyordum kartalları
ve birçok şey anladım:
kartallar bulutların arasında uçuyorlar,
uçuyorlar kimseye dokunmadan.
Anladım uçurumlar ve dağlarda yaşadıklarını
ve su ruhlarıyla dost olduklarını.
Uzun zamandır düşünüyordum kartalları,
fakat, sanırım onları, sineklerle karıştırdım.
15 Mart 1939

Вот грянул дождь,
Остановилось время.
Часы беспомощно стучат.
Расти, трава, тебе не надо время.
Дух Божий, говори, тебе не надо слов.
12 августа 1937 года

Yağmur bastırdı,
Durdu zaman.
Saatler çaresizce çalıyor.
Büyü, çimen, zamana ihtiyacın yok.
Tanrının Ruhu, konuş, kelimelere ihtiyacın yok.
12 ağustos 1937

Evim, Anna Berggolt

Şiirin orjinal dili için: http://androprono.edusite.ru/

“Sovyet şair Olga Fedorovna Berggolts özellikle II. Dünya Savaşı’nda Leningrad Kuşatması süresince şehir radyosundaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Şehirden tahliye edilmeyi kararlı bir şekilde reddeden Berggolts kuşatmanın 872 gününün tamamını Leningrad’ta geçirir. Radyo programında mikrofonundan şiirlerini okur, şehirdeki bombardıman hakkında haberler aktarır, aç ve üzgün Leningradlılara konuşmaları ve şiirleriyle cesaret verir. Berggolts’un milli birliği savunan şiirleri Leningradlıların umut ve inancını canlı tutmayı hedefler. Şiirleri kuşatmanın tüm acı gerçeklerine ayna tutar. Bunun yanı sıra, Berggolts’un şiirlerinde Sovyet kadınının savaş döneminde gösterdiği olağanüstü sabır, direnç ve kararlılık tasvir edilir.” (Sevgi ILICA)

Evim

Uzun yıllar yaşadığım evimdeyken,
Kuşatma altındaki kışın, ayrıldığım yerde,
Bir ışık daha belirdi akşam pencerelerinde.
Pembemsi, neşeli, zarif.

Eski üç pencereye göz attığımda
Hatırladım; savaş burada geçti.

Ah, nasıl da karanlığa gömüldük tek bir umut kıvılcımı olmadan…
Ve her şey karanlığa gömüldü, her şey karanlığa gömülü dünyada…

Sonra ev sahibi kapıyı çalmadı,
Sanki evine giden yolu unutmuş gibi.
Nerede şimdi o, dalgın dalgın dolaşan,
Neresi onun en son sığındığı yer?

Hayır, bilmiyorum şimdi kim yaşamakta
Seninle yaşadığımız bu odalarda,
Kim akşamları kapıya kadar gelen,
Kim mavimsi duvarkağıdını değiştirmeyen
Uzun yıllar önce seçilen aynı duvarkağıdını…
Dışardan pencereye bakarken farkına vardım.

Fakat bu pencerelerin davetkar eden rahatlığı
parlak anıları uyandırıyor, unutulmuş ışıkta,
inanıyorum; orada öylesine hoş,
iyi, öylesine kibar insanların yaşadığına.

Üstelik orada küçük çocuklar var
ve daima aşık, genç birileri,
ve sadece iyi haberler getiren
postacılar var.
Ve yalnız gerçek dostlar
şamatalı tatiller için gelir buraya.

Mutlu olmalarını yürekten istiyorum,
Benim ölçülemez acılar çektiğim o yerde.

Benim yoksun bırakıldığım her şeye siz sahip olun,
Ve savaş uğrunda vazgeçtiğim her şeye…

Böyle bir gün gelirse şayet
sakince yağınca kar ve belirince alacakaranlık,
ışıkla parıldayacak benim kutsanmış hatıralarım,
Karşı koyamayacağım kendime, çalacağım kapıyı,
Evime gelecek, eşiğimde duracak,
Ve soracağım… tabi soracağım, ”Saat kaç?” diye
Ya da savaş yollarında sorduğum gibi
”Su verir misin?” diyeceğim.
Böyle olursa beni yadırgamazsın,
Bana güven ve merhametle cevap ver:
Çünkü her şeyden önce, buraya, evime geldim,
Ve her şeyi hatırlıyor ve mutluluğumuza inanıyorum…

1946

Sidik İçinde Bırakacağım Sizi

Ölüm işimi bitiremeyecek benim ve kayıp cenazeme kimse çıplak omuzlarını göstermek istemeyecek.
Size ait olmayan bir zevkte ya da kederde birleşemezsiniz çünkü,
size ait olmayan bir tabuta hafiflik gösteremeyeceğiniz gibi.
Sonsuz bilincin çocuğuyum ben.
Ne Habil’in katiliyim ne de Kabil’in kurbanı
ne kutsalım ne lanetli
ne budalayım ne de erdemli.
Mezar kapağımı kaldırırsa aranızdan bir ölü-sevici,
ne aşkı melekleştirir esinimi;
ne de küfrü affettirir gecemi.
Ben
sonsuz bilinciyim
Tanrı’nın
zindanında zincirli.

Batur Münevver, Bağışlanmış Biri

Şapkasında ölü tavşanlar tanrının

bir kadın yastığını ıslattığında
evinden cenaze çıkmış kadar üzülür cevabını verdi
nazik bir adam
o gün gördüm cenaze olmanın karanlığını

serçenin sessiz bedenine uzandığı gün Virginia
ben de bir serçeyi gömdüm otobüs durağının arkasına
kıştı, kuş gribiydi, üşümekti, ne mene şeydi
bir gündü, toprağa dokunmanın yasak olduğu
-dokundum rutinine saatlerin, durdum
bağır taşı zaman kırdı-

masal değil bu bir gerçek
felçli babalar, öfkeli anneler diyarında
Alice de ağlıyor, Pollyanna da
siz güçlü kahramanlarsınız yapmayın dedim
bana mezarlarını gösterdiler göğüslerini yırtıp
yağmur yağmazsa, kim sulayacak umutlu bebe çiçeklerini

bugün de gördüm cenaze olmanın karanlığını
girdi koluma, ne olur kızma bana derken Azrail
hazır bir reçete tutuştururken soğuktan buruşmuş elime
yok ki hiçbir gidişin debdebeli dönüşü
öğren, işe yaramamaya yarar ancak şu hayat

Neslihan Yalman