Блажен, кто посетил сей мир
В его минуты роковые” ― Тютчев

”Kutsansın mutlaka ölümsüz anlarında
Bu dünyadan geçenler!” ―Tyutchev

Стук бамбука в XI часов/ Saat 11’de bambuyu çal

Stuk Bambuka v XI Chasov (Стук бамбука в XI часов), İjevsk’de, grubun üyeleri olan Dmitriy Noskov, Vasiliy Agafonov ve Konstantin Bagaev tarafından kuruldu. Vokal ihtiyacının karşılanması amacıyla Tatyana Yerokhina gruba dahil oldu. Daha sonra Dmitry Lekomtsev ve Andrey Baybekov da gruba katıldı. Grubun kuruluşu 1980’lerin sonuna; Sovyet döneminden sonraki döneme rastlar. Stuk Bambuka v XI Chasov, grubun dağılmasıyla kısa sürmüş bir elektronik sanat projesidir.  ”Легкое дело холод” (Soğuk Basit Bir Şey) 1991’de dağılmadan hemen önce piyasaya sürülen tek albümleridir. Grup, sanatsal imajında Cortazor, Kafka, Kobo Abe gibi sanatçılardan ilham almıştır.

adsiz

Grubun, dark ambient, elektroakustik, ambient techno, alan kayıtları (doğal sesler, ortam sesleri, fiziksel ve biyolojik sesler) ve trip-hop gibi deneysel müzik tarzını kullandığı düşünülse de bu büyülü çalışmanın bir tür tarafından kısıtlandırılması klişe olabilir. Stuk Bambuka v XI Chasov mistik, çağ dışı kayıtları ve benzersiz müziğiyle sınıflandırılamaz bir müzik tarzını misyon edinmiş; Sovyet müziğini akıl almaz derinlikle tasavvur etmiştir.

Proje üyeleri, müziğin bilindik havasını üst düzey enstrümanlara erişmeksizin manyetik bantlar ve ilkel analog sentezleyicisi kullanarak manipüle etmiş; melankolik vokalin ruhsal bir atmosfer yaratmak için söylediği şiirler, mırıldanmalar ve fısıltılar yoluyla düşsel evrenle paralellik sağlanmaya çalışılmıştır. Dinleyici bu kayıtlarda bir rüyaya tanık olur. Rüyanın tüyler ürperten tehditkar bir ninniye kadar uzanan serüveninde algılanan gerçeklik yoktur. Müziğin tümüyle takip ettiği yol sürrealist yapıda, kayıtın sonuna kadar devam eder. Yerokhina için yazılan metinler İngilizce’den Rusça’ya anlamsız çevirilerden oluşur. Seçilen kelimeler daha çok soyut kavramlardır. ‘’Biz, müzikteki en önemli şeyin ruhsal bir atmosfer  yaratmak olduğuna inanıyoruz.  Sözlerin önemi yok, kelimelerin bir şey anlatmasına gerek yok. Çağrışım gücü… inandığımız şey. Şiirle birlikte yapılan müziğin kendisi, dış dünyayla olan ilişkiyi netleştirmenin tek yolu.’’

Sanat meraklılarının bu müzik türüne olan yaklaşımlarındaki etken; müzikteki belirsiz ezgilerin merak uyandırıcı gücü. Bu hüzün ve korku kompozisyonu kulaklarda yankılandıkça müzik ruhsallık kazanacak ve düş gücünü canlandıracaktır.

Okumaya devam et

Günahkarlar

Грешники

В грехах мы все — как цветы в росе,
Святых между нами нет.
А если ты свят — ты мне не брат,
Не друг мне и не сосед.

Я был в беде — как рыба в воде,
Я понял закон простой:
Там грешник приходит на помощь, где
Отвертывается святой.

Günahkarlar

Çiğle kaplı çiçekler gibi hepimiz günahla kaplıyız
Aramızda azize yer yok.
Ki eğer bir azizsen ne bir kardeşsin benim için
ne bir arkadaş ne de bir komşu.

Sudaki balık gibi sıkıntı içindeydim
Basit gerçeği anlamaya geldim:
Aziz cüret bile edemezken,
Günahkar yardıma koşuyor.

Vadim Shefner
Moskova: Çağdaş Dergisi, 1983

Okumaya devam et

Kenosis

“Senin imanına asla inanmadım. Benim için senin imanın belirsiz ve nevrotikti.
Kimi yönlerden zalimce, aşırı hislerle dolu ve ilkelceydi. Ve şimdi sana yanıt
bulmuş dualardan bahsedeceğim. İstersen buna gülebilirsin.”

Bergman I., Kış Işığı, 1963

RTAK6oo8c

Eklemlerimizde davetkar olacak kadar yoksunu olduğumuz bilinç durumunun önce çağrısına cevap verdik medenilik kaygısını uzaktan seyreden gözlerimizle. Ve bir mum daha yaktık kaybolmuş ahlakı müdafaa eden hazzın bütünselliğine. İçsel bir aldanış dediklerindeyse onlara çürümüş etlerimizden parçalar ayırdık. Etiklik sınırlarıyla mühürlenmiş dudaklarınızın çözülmesine incinen melekler, yokluğa akan sulara saldı soysuz saflarınızı. Siz tanrının sahalarında meleklerle savaşırken biz zevkin gölgesinde tirbişon arıyorduk. Ne yazık ki taaruz meydanında varlığınıza içlenmiş m82, delik deşik yaptığı bağırsaklarınızı titrek ellerinizle içeri yerleştirmeye çalışan fikrinize ve ruhunuza sıçrayan yaratılmış en aciz varlık olma hissini yerleştirdi. Kafatasınız, sırtınızla bitişik dilimlendiğinde, uluyan ruhunuzu soyutladık yaşama dair tüm özlemlerden. Beyin sıvıları sıçrarken ledlerimize, birikmiş arzuların ıslattığı vecdinizden düşen bir yaş dahi silemedi kirliliğini vücudunuzun. Zaman üstlüğüne hakim görüşümüzle; bu akan yaş değil silik ideolojilerin bir zift gibi boşaldığı fikrinizin metaforu. Siz; maskeleri bir böcek kabuğuyla yıkanan bedenlerin boşalan kanlarını ve gittikçe çekilen damarların serbestliğini anımsatıyorsunuz. Huzurun terk ettiği meydanlarımızda sizlere kucak açan şey ayaklar altına aldığınız bok kokulu kefenleriniz sadece. Varlığınızın yarattığı çukurlarda biriken yaşlar, mezar taşınıza uzanan sarmaşıklara döndüğü gece acı haykırışlarınızı duyan sağır yarasaları selamlayacağız. ”Bizi karanlığa bürüyen geceye andolsun ki; çıkardığımız huzursuzluk yaratılana nefret ve bizi günahlara gömen kör kayboluşumuza binaendir.”
˗˗˗˗˗˗˗˗˗˗˗˗˗ Kirli kültürünüze eşlik eden cahiliyet esrarına manamızın aşılamaz olduğunu göstereceğiz.

Pantolonlu Bulut

Senin için Liliyadae

Düşleyen
düşünceler donmuş usunuzda
yağlı koltukların semiz uşakları gibi
tedirgin edip kanlı bir yürek parçasıyla
alay edeceğim öyle yüzsüz, acı dilli.

Moruk sayrılığı aramayın bende, ölümcül
boy vermez tek bir ak saç ruhumda.
Bozguna uğratıp dünyayı bir sesle gücül
geliyorum – kıyak bir genç yirmi iki yaşında.

Çıtkırıldımlar!
kemanlara aşık olma niyetiniz!
aşk istiyor kabalar dümbelek gibi.
Ama ters yüz olabilir misiniz
dudak kesilinceye kadar benim gibi!

Gelin, öğreteceğim size-
doğru kadın görevliler melekler gibi
patiska giysili, güzelim salonlarda.

Onlar çeviriyor ilgisiz, dudaklarıyla
yemek kitabı sayfalarını ahçı bir kadın gibi.

İsterseniz –
bir ten olurum yalnız çatlayan
– başka bir sesle göğün lirinden-
isterseniz –
çelebi ve sevecen olabilirim
– bir erkek değil ama pantolonlu bir bulut!

İnanmıyorum çiçekli yataklarına Nice’nin!
Söylüyorum düpedüz övgü türküleri
hastaneler gibi bayatlık erkeklere
ve yıpranmış kadınlara atasözleri gibi.

Vladimir Mayakovski, 1915