the-mirror

”yeryüzünde yalnız biz vardık.
bir kuştan daha cesur ve hafiftin.
bir hayal gibi,
merdivenleri uçarak,
yağmurlarla ıslanmış
leylakların arasından geçirip,
aynanın ötesindeki ülkene
götürürdün beni.
gece çöktüğünde,
bana mutluluk verirdi.
mihrabın kapıları açılır,
ışıldardı yavaşça,
yere uzanan çıplak bedenin.
ben uyanır,
“Tanrı seni kutsasın” derdim.
oysa bilirdim bunun
ne kadar cüretkar
ve manasız olduğunu.
sen uyurdun.
masadaki leylak uzanırdı,
mavi gözkapaklarına dokunmak için.
soğuk olurdu mavi göz kapakların.
ellerinse sıcak.
içeride, kristal ırmaklar akar,
dağlar tüter,
denizler ışıldardı.
kristal bir küre tutardın ellerinde.
ve uyurdun tahtında,
huzur içinde.
ulu, tanrım!
yalnızca benimdin.
uyanır, değiştirirdin
sıradan ve fani sözlerimizi.
gırtlağım yeni bir güçle dolardı.
“sen” sözcüğüne yeni anlam verirdin.
“hükümdar” anlamına gelirdi artık.
her şey değişirdi.
leğen, sürahi gibi
sıradan şeyler bile.
aramıza uzanırken,
durmadan akan su.
sürüklenir giderdik
karşımızda serap gibi duran
mucize şehirlere.
yolumuz nanelerle döşeli olur
kuşlar eşlik ederdi bize.
balıklar akıntıya karşı yüzerdi,
gökyüzü açılırken önümüzde.
kaderimiz takip ederdi bizi.
usturalı bir deli gibi.”

Arseny Tarkovsky